Kur’an Bizden Ne İstiyor?
15/11/2008 -Kategori: DINIMIZ ISLAM
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in insanlığa getirmiş olduğu evrensel mesaj Kur’an, insanlığı dünya ve ahirette mutluluğa kavuşturmak için vahyedilmiştir
Peki Kur'an biz inananlardan ne istiyor? Bu soruya Kur'an ışığında cevap verecek olursak;
Kur'an bizden;
1- Okunmasını,
2- Üzerinde düşünülmesini,
3- Anlaşılmasını,
4- İhlâsla açıklanmasını,
5- İbret alınıp, hayatta tatbik edilmesini istemektedir.
Şimdi bu hususları kısaca açıklayalım:
1- Kur'an okunmasını istemektedir: Hz. Peygamber'e ilk gelen vahyin okumayı emretmesi bu bağlamda pek anlamlı ve bizim için ilham vericidir. Nitekim Yüce Allah ilk inen ayette şöyle buyurmaktadır: "Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı alaktan (kan pıhtısı biçimini alan embriyodan) yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir." (Alak, 1-3)
"Kendilerine verdiğimiz Kitab'ı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkâr edenler ise kaybedenlerdir." (Bakara, 121) Tümüyle insanı anlatan ve insanla ilgili olanı tespit eden bu ayetler, insana, "yaşam boyu eğitimi" zorunlu kılmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) de bütün hayatı boyunca bu ilkeyi tatbik etmiş, Kur'an ahlâkıyla ahlâklanmış ve müminleri kadın-erkek ilim tahsiline, Kur'an'ı yaşamaya yönlendirmiştir.
2- Kur'an, üzerinde düşünülmesini istemektedir: Kişinin gerçek mutluluğa ulaşması, içerisinde insanlık için bütün saadet ilkelerini içeren Kur'an'ın hikmet dolu prensiplerini uygulaması ve onun gösterdiği yola yönelmesiyle gerçekleşebilir. Pek açıktır ki, bu hikmetli prensiplerin ruhuna uygun olarak davranabilmek de, Kur'an'ın derinlemesine düşünülmesi ve anlaşılmasıyla mümkündür. Zira Kur'an'ı okurken okunan ayetlerin manalarını düşünmek Yüce Allah tarafından istenen bir husustur. Nitekim Yüce Allah: "Allah, düşünesiniz diye size ayetlerini böyle açıklıyor." (Nur, 61; Bakara, 219, 266) buyurmaktadır. Bazı ayetlerde de: "Onlar hâlâ o sözü (Kur'an'ı) düşünmediler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir Peygamber ve Kitab) mı geldi? Yoksa peygamberlerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkâr ediyorlar? Yoksa 'Onda bir delilik var mı diyorlar? Hayır o, hakkı getirdi fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar." (Mü'minûn, 68-70) “Kur'an'ı düşünmüyorlar mı?...” (Nisa, 82); “Kur'an'ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir?" (Muhammed, 24) diyerek, Kur'an'ı düşünmeyenleri yermektedir.
3- Kur'an, anlaşılmasını istemektedir: Kur'an'ın hikmet dolu prensiplerinin uygulanabilmesi için elbette ki, onun önce anlaşılması gerekir. Yüce Allah çeşitli ayetlerde; "Biz onu, anlayasınız diye, Arabça bir Kur'an olarak indirdik." (Yusuf, 2) "Biz, düşünüp anlamanız için onu Arabça bir Kur'an yaptık" (Zuhruf, 3) buyurarak, bizden Kur'an'ı anlayarak okumamızı istemektedir.
Hz. Peygamber de Kur'an-ı Kerim'in m******** anlaşılmasının lüzum ve önemini belirtmekte, kurtuluşun ancak, onu doğru anlayıp prensiplerini uygulamakla gerçekleşebileceğini açıklamakta, bu Yüce Kitabı, üzerinde düşünmeden okuyup geçmenin hatalı bir davranış olduğunu vurgulamaktadır. Bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmaktadır: "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir." (Buhârî, Fadail, 21)
Sevgili Peygamberimiz bu hadisinde, öğrenip öğretmekten maksadın, Kur'an'ın hem okunuşunun, hem de m******** öğrenilmesi olduğunu ifade etmektedir. Zira anlamadan bir şeyi ezberlemek, tam ve kâmil manada onu öğrenmek demek değildir. Yalnız Kur'an'ı yüzünden okumakla yetinmek, mana ve hükümlerini anlamaya çalışmamak doğru bir davranış olamaz. Asıl bizden istenen, ilâhî kelamın manasını anlamaya çalışmak ve Allah'ın mesajından haberdar olmaktır.
Ebû Said el-Hudrî (r.a.), Rasûlüllah (s.a.s.)'ın şöyle buyurduğunu işitmiştir: "İçinizden öyle gruplar türeyecektir ki, siz onların namazları yanında kendi namazlarınızı, oruçları yanında oruçlarınızı, amelleri yanında amellerinizi basit ve küçük göreceksiniz. Onlar Kur'an da okuyacaklardır. Fakat Kur'an'ın feyzi onların boğazlarını geçmeyecektir. Onlar okun yaydan geçtiği gibi dinden çıkacaklardır..." (Buhârî, Fadail, 35)
Bu hadisten anlaşıldığına göre, Kur'an'ı yalnız diliyle okuyup da, üzerinde düşünmeyen, manasını anlamayanlar, ondan gereği gibi yararlanamayacak, onun esprisini kavrayıp kalp ve ruhlarına yerleştiremeyeceklerdir.
4- Kur'an, ihlâsla açıklanmasını istemektedir: Kesin olarak bilinmelidir ki, Kur'an'ın öğretileriyle amel etmek ancak Kur'an'ı düşünüp manasını anladıktan, onun içerdiği nasihat ve uyarılara vakıf olduktan sonra mümkün olur. Bu da, Kur'an ayetlerinin bildirdiği hükümleri beyan edip açıklamakla gerçekleşebilir. Kur'an'ı açıklayan ilme "İlmü't-Tefsir" denir. Kur'an, nüzûlünden günümüze kadar tefsir edilmiş, kıyamete kadar da tefsir edilecektir. Çünkü insanlar ondaki hakikatlerden ancak bu yolla istifade edebilirler. Nitekim Yüce Allah: "Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ayetleri apaçık gösterdik." (Bakara, 118) buyurmaktadır. Başka bir ayette de: "(Onları) açık deliller ve kitaplarla gönderdik, sana da bu zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar." (Nahl, 44) buyurarak, Hz. Peygamber'in Kur'an'ı insanlara açıklamasını istemektedir. Hz. Peygamber, gelen vahyi tebliğ etmesiyle, canlı ve hayatla içice kişiliğiyle Kur'an ayetlerini, hem fiiliyle (davranışlarıyla) hem de kavliyle (sözleriyle) tefsir etmekteydi. Yani o, Kur'an'ın yaşanabilir olduğunun somut örneğiydi. Nitekim Sahâbîler, Hz. Âişe validemize Rasûlüllah'ın ahlâkı nasıldı? diye sorduklarında; Hz. Âişe: "Siz Kur'an okumuyor musunuz? Rasûlüllah'ın ahlâkı Kur'an'ın kendisiydi." (Müslim, Müsâfirîn, 139) buyurmuştur.
5- Kur'an, ibret alınıp, hayatta tatbik edilmesini istemektedir: "(Bu Kur'an), çok mübarek bir kitaptır. Onu sana indirdik ki, ayetlerini düşünsünler ve akl-ı selim sahipleri öğüt alsınlar." (Sa'd, 29) Bu ayette de belirtildiği gibi, Kur'an, ayetlerinin düşünülmesini, içerdiği hakikatlerden ibret alınmasını ve hayatta tatbik edilmesini istemektedir.
Kur'an, getirdiği genel prensipler, anlattığı tarihî olaylar ve kıssalar ile içerdiği hükümlerin hepsi, insanı, dünya ve ahirette saadete götürebilecek niteliktedirler. Onu anlamadan hayata geçirmek, üzerinde düşünmeden ibret ve dersler almak, fikir plânında incelemeden hikmetlerinden yararlanmak mümkün değildir.
Kur'an'a tam olarak uymanın ve gösterdiği yoldan gidebilmenin en önemli şartı, onu doğru olarak okuyup ruhunu, özünü kavramakla mümkündür. Kur'an'ı anlamadan yaşamak veya yaşamaksızın okumak, her ikisi de Kur'an'a karşı saygısızlıktır. Bu yüzden Kur'an'ın, mutlaka anlaşılacak biçimde okunması gereklidir. Bunun için de kişi, öncelikle okuduğunu anlamaya engel sayılabilecek hâl ve durumlardan, kurtulmalıdır.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Efendimizin ümmeti için korktuğu 4 şey
15/11/2008 -Kategori: DINIMIZ ISLAM
Allah Resûlü, asırlar öncesinden "Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler:
Peygamberimiz, asırlar öncesinden “Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler: Göbek bağlamak, çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır” buyurarak şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve ümmetini uyarıyor.
Günümüzde de tedavisi için uğraş verilen pek çok sağlık problemleri var. Bunlardan bir tanesi de şişmanlık. Özellikle gelişmiş ve gelişme yolunda olan ülkelerde şişman insan sayısı her geçen gün daha da artıyor. Doktorlar şişmanlığı artık en önemli sağlık problemleri sıralamasına alıyor ve şişmanlığın sebep olduğu hastalıklara karşı insanların dikkatlerini çekmeye çalışıyorlar. Şişmanlık vücudumuzu sadece estetik açıdan bozmakla kalmayıp, aynı zamanda çabuk yorulma, nefes darlığı, eklem ağrıları, şeker hastalığı, damar sertliği gibi beraberinde çeşitli ölümcül rahatsızlıklara da zemin hazırlıyor.
Allah Resûlü, asırlar öncesinden "Ümmetim hakkında en çok korktuğum şeyler: Göbek bağlamak, çok uyku, tembellik ve yakîn (iman) azlığıdır." (Feyzü'l-Kadir, 1/278) buyurarak şişmanlık tehlikesine dikkatleri çekiyor ve ümmetini uyarıyor. Göbek bağlamak; hadisteki ifadesiyle "kiberu'lbatn" kendini gaflete salıp çok yiyen ve tabir caizse yemek için yaşayan ve tabii bunun neticesi olarak da olabildiğine şişman olan insan demektir ki bu, Allah Resulü'nün dünya ve ahiret hayatları adına endişe duyduğu insanların birinci özelliğidir.
NİÇİN ŞİŞMANLIYORUZ?
Uzmanlar, bel çevresi erkekte 94 santimetreden büyükse risk, 102 santimetreden büyük ise yüksek risk; kadında 80 santimetreden büyük ise risk, 88 santimetreden büyük ise, yüksek risk belirleyicisi olduğunu söylüyorlar. Hareketsiz ve monoton bir yaşam tarzı, beraberinde şişmanlık illetini getiriyor.
Modern hayat, kişilere hazır, lezzetli, çeşitli, ucuz fakat yüksek enerjili yiyecekler sunuyor, buna karşılık fizikî aktiviteleri düşürüyor. Özel otomobiller, toplu ulaşım araçlarının yaygınlığı, binalardaki asansörler, televizyon bağımlılığı gibi daha pek çok sebepten dolayı bedenimizin ihtiyacı olan fizikî hareketlerden uzak kalıyoruz.
ŞU HUSUSLARA DİKKAT!
Kilo almaktan uzak durmak için şu hususlara dikkat edin: 1Kalorisi, yağ oranı fazla besinlerin alımı azaltılmalı, fizikî aktivite artırılmalı. 2Bol yağ, karbonhidrat ve kalori içeren gıdalar yerine, vitamin ve lif bakımından zengin, yağca fakir sebze ve meyveler yenilmeli. 3Bol şekerli ve asitli içeceklerden kaçınılmalı, bol su içilmeli. 4Çocuklardan fast-food türü yemek, kola ve gazoz içilmesi, kraker, cips ve bisküvi gibi gıdaların tüketilmesi azaltılmalı. 5Sabahları düzenli olarak sağlıklı kahvaltı yapılmalı. 6Buzdolabına daha çok yağca fakir gıdalar, meyve ve sebzeler konulmalı
PEYGAMBERİMİZ NE DİYOR?
Hadis-i şeriflerden hareketle, "Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra da dört-beş saat yeme. Şifa hazımdadır; yani, kolayca hazmedeceğin miktarda ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, yemek üstüne tekrar yemektir." diyor meşhur tabibimiz İbni Sina. O halde insan midesinin altında kalıp ezilmemeli, yemesini-içmesini disipline edebilen bir irade insanı olmalıdır. Yani mide insanı olmamalıdır. Aslında şişmanlık, -tıbbi bir problem yoksa- sünnete riayet eden bir Müslüman'da olmaması gereken bir durumdur. Hayatını sünnete göre programlayan bir kimse, yemesini de ona göre ayarlayacak, sofradan tam doymadan kalkacak ve hem bu dünyada hem de öte dünyada huzurlu ve mesut olacaktır.
AZ YEMEK USTALIK, ÇOK YEMEK HASTALIK
Kur'an ve sünneti çok iyi anlayan ve bunu hayatlarına yansıtıp çevrelerini nurlandıran mana âleminin sultanları az yemekle alakalı pek çok altın söz söylemişler. O sözlerden bazıları şunlardır:
İlim ve amel, az yemekte, kalp temizliği az uyumakta, hikmet az konuşmaktadır.
Az yemek ustalık, çok yemek hastalıktır.
Çok yiyen çok uyur, herkesten tembel olur.
Çok yemek heder, çok uyumak kederdir.
Çok yemek zihni çalıştırmaz, çok uyumak menzile ulaştırmaz.
Az yiyenin kalp gözü körleşmez, açlıkla hastalık birleşmez.
Az yemek tembellikten uzaklaştırır, bilgi kazanmayı kolaylaştırır.
Çok yemek, organları çok çalıştırıp yıpratır, tedavi için doktor aratır.
Çok yemek tohumudur her derdin, az yemek ilacıdır her ferdin.
Az ye, az uyu, az söyle, nimete kavuşulur böyle.
Az yemek, meyveli bir ağaçtır, hasta kalplere ilaçtır.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Hz. MUHAMMED (SAV) DİYARBAKIR'a Geldi mi?
14/11/2008 -Kategori: DINIMIZ ISLAM

Bütün medeniyetlerin sevdalı şehri olan Diyarbakır, mevcut kitabelerle 30'un üzerinde medeniyet izi taşımasına rağmen, sahip olamayan medeniyetlerin de sevdalı şehri olmayı başarmış bir il, ki halen dünya üzerinde birçok ülkenin hayali olmaya devam etmekte...
Gizemi sırlarında, sırı gizeminde saklı olan bu kutsi şehir İslamiyet için de oldukça önemli, bu önemiyet sadece günümüz için değil, Peygamber efendimiz Hz. MUHAMMED'in (sav) Miraç'a çıkması ile başlamış, lakin efendimiz Miraç'a çıkarken yüce Allahın huzuruna çıktıktan sonra, buradan Diyarbakır'ı izlediği ve buranın neresi olduğu konusunda Cebrail (as)ma sorduğu ve Cebrail (as)'ın da buranın Şehr_i Amid olduğu hususunda bilgi verdiğini ve efendimizin Diyarbakır için bu memleketten bereket hiçbir zaman eksilmesin diye dua ettiği rivayet ediliyor...
Bu hadisle ilgili olarak Diyarbakır'da kitabe de mevcuttur.
Diyarbakır'ın islam orduları için ne kadar önemli olduğuna işaret eden başka bir konu ise; Mekke ve Medine'den sonra en çok Sahebe'nin şehit olduğu 3. il olması, yani İslam ordusunun Diyarbakır'a mutlak suretle sahip olma isteği...
Bu bilgiler ışığında efendimizin Miraçta gördüğü bu kutsal şehri sonradan ziyaret ettiği ve Diyarbakır'dan bahsederken kara taşlı şehir dediği rivayet ediliyor...